6 Temmuz 2014 Pazar

AVRUPA KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ UKRAYNA OLAYLARI HAKKINDA UYARIYOR!


 

Ukrayna’da geçtiğimiz aylarda yaşanan Batı yanlısı darbe sonrası  hızlanan gerici-faşist operasyonlara karşı çeşitli ülkelerin komünist ve işçi partileri Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ve Almanya Komünist Partisi (DKP) önerisiyle biraraya gelerek uyaran, direnme çağrısı yapan bir metni imzaladı.

 


 
Aşağıda bu metni yayınlıyoruz.
 
Ukrayna’da yaşanan son gelişmeler, Batı medyasında tarif edildiği üzere sözümona “devrimcilerin” işi ya da “demokrasinin zaferi” değildir. Tersine , bizzat Ukrayna halkını tehdit eden büyük bir tehlikenin habercisidir.

Gerici politik güçler, Nazilerin ideolojik torunları, ABD ve AB yardımıyla su yüzüne çıkmıştır. Hasımlarının binalarını basan ve tahrip eden, politik takibat ve soruşturmalara yönelen bu güçler, partileri özellikle de komünist örgütlenmeleri yasaklamayı, Rusça konuşan nüfusa rağmen ırkçı yasalar dayatmayı hedefliyor ve AB’nin küstah politik desteğiyle son 20 yıldır Avrupa’ya dahil olmuş Baltık ülkeleri hükümetlerinin yolundan gidiyor.

Bu açıklamaya imza atan Komünist ve İşçi Partileri olarak,

Ukrayna komünistleriyle, özellikle de Lenin’e ait ve diğer anti-faşist Sovyet simgesi anıtları savunmak üzere sokaklara dökülen, bu nedenle tarihin ideolojik temizliğine kalkışan milliyetçi-faşist silahlı grupların hedefi haline gelenlere destek ve dayanışmamızı ifade ediyoruz.
 
Ukrayna’nın içişlerine küstahça karışan ABD ve AB hükümetlerinin silahlı faşist gruplara verdikleri desteği kınıyoruz, 2. Dünya Savaşı’nın sonuçlarıyla hesaplaşmayı gözeten ve  anti-komünizmi resmi bir siyasete dönüştüren tarihsel rövanşizmi reddediyoruz. 
 
Faşist grupların güzellenmesini, kriminal ideolojilerinin ve faaliyetlerinin aklanmasını , Ukrayna halkının bölünüp birbirine düşürülmesini, Ukrayna’nın Rusça konuşan halkı aleyhine politik takibat yürütülmesini Kabul edilemez buluyoruz.  
 
Oportünist güçlerin ”daha iyi bir AB”,  “Ukrayna ile AB arasında daha iyi bir anlaşma” hayalleri yayan tutumlarını tehlikeli buluyoruz. AB, bütün kapitalist devletler arası birlikler gibi yağmacı bir ittifaktır, aşırı-gerici bir niteliğe sahiptir, halktan yana değişemez, işçilerin, halkın hakları aleyhine iş görmektedir, halklara düşmanlık etmeye devam edecektir.  
 
Ukrayna’daki gelişmelerin ABD ve AB’nin müdahale girişimleriyle ve bu güçlerin Rusya ile pazarların, hammadde kaynaklarının ve nakil hatlarının denetimi için yürüttükleri şiddetli rekabetle yakın bağlantısı vardır, Ukrayna halkının çıkarları, bütün diğer Avrupa halkları için de geçerli olduğu üzere, şu ya da bu emperyalist güçle veya şu ya da bu yağmacı ittifak ile yanyana gelmekte yatmıyor.
Ukrayna işçi sınıfının ve halk güçlerinin çıkarları, bölücü-milliyetçi ikilemlerin tuzağına düşmekten sakınmakta ve etnik, dil farklılığı, dinsel inanç kökenlerinden kaynaklanan çatışmalardan uzak durmakta, ortak sınıf çıkarlarına öncelik vermekte, sınıf mücadelesi çizgisinde haklarını savunmakta ve sosyalizmi amaçlamakta yatıyor.
Şimdi, her zamankinden daha fazla, sosyalizmin zamanıdır ve sosyalizm gereklidir. Kapitalist devletler arası bütün birliklere karşı , kar temelinde değil işçilerin ihtiyaçları temelinde işleyen bir ekonomi ve toplum için mümkün tek perspektif budur.

Arnavutluk Komünist Partisi
Cezayir Demokrasi ve Sosyalizm Partisi
Bahreyn Demokratik İlerici Kürsü
Bengaldeş İşçi Partisi
Brezilya Komünist Partisi
Britanya Yeni Komünist Partisi
Bulgaristan Komünist Partisi
Bulgar Komünistleri Partisi
Kanada Komünist Partisi
Hırvatistan Sosyalist İşçi Partisi
Danimarka’da Komünist Partisi
Danimarka Komünist Partisi
Alman Komünist Partisi
Gürcistan Birleşik Komünist Partisi
Yunanistan Komünist Partisi
İrlanda Komünist Partisi
İrlanda İşçi Partisi
Ürdün Komünist Partisi
Malta Komünist Partisi
Meksika Komünist Partisi
Halkçı Sosyalist Parti- Ulusal Politik İttifak- Meksika
Holanda Yeni Komünist Partisi
Norveç Komünist Partisi
Pakistan Komünist Partisi
Filipinler Komünist Partisi (FKP-1930)
Polonya Komünist Partisi
Rusya Federasyonu Komünist Partisi
Rusya Komünist İşçi Partisi
Sovyetler Birliği Komünist Partisi
Sırbistan Komünistleri
Yugoslavya Yeni Komünist Partisi
Slovakya Komünist Partisi
İspanya Halkları Komünist Partisi
Sri Lanka Komünist Partisi
Sudan Komünist Partisi
İsveç Komünist Partisi
Suriye Komünist Partisi
Türkiye Komünist Partisi
Venezuela Komünist Partisi
Ukrayna Komünistleri Birliği
Avusturya İşçi Partisi
Bulgar Komünistleri Birliği
Danimarkalı Komünist Partisi
Komünist İşçi Partisi- Barış ve Sosyalizm için, Finlandiya
Fransa’da Komünist Diriliş Kutbu
Fransa Devrimci Komünistler Birliği
İtalya Komünist Partisi
Moldova Halk Direnişi
Komünist Parti, İsveç

26 Ocak 2014

Kaynak: Solidnet








































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































 

 
 

 

 

 

 
 
 



29 Haziran 2014 Pazar

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNDE SOSYALİST TAVIR


CUMHURİYETİN CENAZE TÖRENİNDE
NE YAPMALI?

Mecliste temsil edilen düzen içi hükümet ve muhalefet kanatlarının halka padişah/halife seçtirme çabası, emperyalist ve işbirlikçi sermaye zümresinin siyasal özlemlerinin denk düştüğü gericiliğe karşı nasıl mücadele edileceği sorusunu gündeme getiriyor. Haziran 2013 “Gezi” ayaklanmasından bu yana yaşanan gelişmeler, burjuvazinin denetimindeki bugünkü meclisin ve hükümetin bütün meşruiyetini yitirdiği koşullarda işçi sınıfına ve halk güçlerine mümkün tek çıkış yolunu gösteriyor: Devrimci başkaldırı!

Burjuvazinin temsilcileri, cumhuriyet rejiminden vazgeçtiğini açıkça beyan ediyor. Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi, burjuva cumhuriyetinin cenaze törenidir.

İşçi sınıfı ve halk güçleri burjuva cumhuriyetinin cenaze töreninde yer almayı ve otokrasinin temsilcileri arasında seçim yapmayı reddetmeli, oligarşik sermaye zümresine karşı sosyalist bir cumhuriyet kavgasının bayrağını yükseltmeyi savunmalıdır.    

GHA YAYIN KURULU

BAŞKANLIK SEÇİMLERİNDE CHP VE MHP ORTAK ÇATI ADAYI


EKMELEDDİN İHSANOĞLU:
BİR ANGLO-AMERİKAN-SUUDİ ORTAK YAPIMI

Rejim krizi, hem hükümet hem burjuva muhalefet saflarında birbirine benzer kavramlarla ve kimliklerle derinleşiyor.  

Kavramlardan biri “çatı” söylemidir. Siyasete burjuva müdahalesinin araçlarından biri olarak “çatı” partisi kavramının son yıllarda rejimin dayanağı haline getirilmek istenen “sol” üzerinde denendiği biliniyor. Meşhur “çatı” partisi projesinin sosyalist hareketin bağımsız bir güç olarak rejim krizinde sermaye egemenliğini tehdit edecek bir odak olmasını engellemeyi amaçladığı fark edilmişti. Sermaye egemenliğinin eksikliğini hissettiği meşruiyeti bu yoldan devşirmeye çalıştığı artık anlaşılmış olmalıdır. Geçmişte ANAP’ın, bugün AKP’nin burjuvazinin “çatı” partileri olarak kurgulandığı gibi,  CHP de bir “çatı” olmak peşindedir. Burjuva muhalefetinin HDP, Milli Merkez, İP etrafında “çatı” oluşturma girişimleri de aynı anlayışın uzantısıdır.  

Dikkat çeken bir başka unsur, sermaye egemenliğini otokratik biçimler altında yeniden inşa edecek gerici kimlikler etrafında  halk güçlerine boyun eğdirme çabasıdır.

Emperyalizmin mutemeti, sermaye sınıfının azgın ve gerici yobaz temsilcileri bu kimliklere örnektir. AKP’nin Tayyip Erdoğan’ı karşısında onun ikizi Ekmelettin İhsanoğlu’nun CHP ve MHP elbirliğiyle halka dayatılması, burjuvazinin seçeneksizliğini göstermesi bakımından ilgi çekicidir.

Bir Anglo-Amerikan-Suudi ortak yapımı olduğu rahatlıkla söylenebilecek İhsanoğlu, yobazlıkta gericilikte, Tayyip Erdoğan’a denk düşecek niteliklere sahiptir. Daha şimdiden özellikleri ortaya çıkan bu cumhuriyet düşmanı kişilik, burjuvaziye pek yakışmaktadır.

İşçi sınıfının ve halk güçlerinin devrimci bir muhalefete yönelmek ve cumhuriyeti sosyalist devrim hedefiyle yeniden kurmak dışında bir siyasal çıkış yolu kalmadığına kitleleri ikna etme konusunda yolumuz açılmıştır.

BAŞKANLIK CUMHURİYETE AYKIRI BİR KURUMDUR


HALKOYU İLE PADİŞAH SEÇİMİ

2014 Ağustos ayı içinde halkoylamasıyla yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri rejim krizi dinamiklerini kızıştırmaya aday bir dizi tartışmanın konusu olmaya devam ediyor. Son olarak CHP ve MHP tarafından Cumhurbaşkanlığı için ortak adayı olarak İslamcı kimliğiyle tanınan ve İslam Konferansı Örgütü genel sekreterliğine AKP hükümeti tarafından atandığı bilinen Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adının ortaya atılması bunun yeni bir örneği olacaktır.

Cumhurbaşkanı’nın halkoyuyla seçilmesinin Türkiye yakın siyasal tarihindeki tek örneği, 1983 anayasa oylamasıyla birlikte plebisit yöntemiyle tek aday olarak oya sunulan Kenan Evren’dir.  Parlamentoyu faşist askeri diktatörlüğün “incir yaprağı” derekesine düşüren ve Cumhurbaşkanlığı’nı siyasal karar otoritesi olarak meclisin üstüne çıkaran 12 Eylül rejimi, şimdi birbirine benzer iki aday arasındaki bir yarışmanın  sonucuyla diriltilmek isteniyor.

Siyasal bilimler tarihi açısından bakıldığında, Cumhurbaşkanlığı kurumu anakronik (çağ dışı) bir krallık/padişahlık kalıntısıdır. Cumhuriyet rejiminde esas karar organı meclistir. Cumhurbaşkanlığı kurumu, krallık/saltanat rejiminin kalıntısı olarak en fazla temsili bir niteliğe sahip olabilir. 2014 Ağustos seçimlerine bir başkanlık rejimine geçiş tartışmasının eşlik etmesi, cumhuriyet düşmanlarının, hilafet ve saltanat özlemcilerinin başkanlık rejimi isteğini açıkça telaffuz etmesi, düpedüz gericilik tehlikesinin kapıya dayandığını gösteriyor.  Birbirinin ikizi adaylarla girilecek bu halkoylaması, meclisteki bütün partilerin elbirliğiyle bu gericiliğin suç ortağı olduğunu, otokratik bir rejim peşinde koştuklarını kanıtlıyor. 

 

 

19 Haziran 2014 Perşembe

IŞİD MUSUL KONSOLOSLUK BASKINI

HERKESİN BİLDİĞİ AMA SÖYLEMEDİĞİ GERÇEK:
IŞİD KARARGAH MERKEZİ: ANKARA

Irak-Şam İslam Devleti isimli terör örgütüne bağlı çetelerin TC Musul Konsolosluğu’na yaptıkları baskının üzerinden günler geçtiği halde, rehin altına alındığı söylenen diplomatların, konsolosluk görevlilerinin ve diğer TC yurttaşlarının durumuyla ilgili belirsizlik devam ediyor. Soru işaretleri, rehinelerin neden, nasıl ve kimler tarafından hangi koşullarda IŞİD tarafından teslim alındığı, neden direnme gösterilmediği, Türk hükümetinin neden gelişmeleri önceden haber aldığı halde herhangi bir önlem almadığı, neden sessizce izlemekle yetindiği konularında yoğunlaşıyor. Dışişleri Bakan yardımcısı Naci Koru, bugün yaptığı açıklamada, konsoloslukta “49 insanın rehin alındığını düşünmüyoruz. Eğer rehin alınsaydı, oturulur pazarlık yapılırdı. Karşılığında bir şey isten insanlar yok. Yakın ülkelerle istihbarat işbirliği var” dedi. Bu açıklama konsolosluk baskını denilen olayın Türk hükümetinin gözetimi altında gerçekleşen muvazaalı bir harekat olduğunu düşündürüyor. Son bir yıldır Suriye’ye yönelik gayri nizami harp harekatında Türk subaylarının ve MİT bağlantılı grupların, IŞİD unsurlarını himaye ettiği, silahlandırdığı, lojistik destek verdiği biliniyordu. Türk sınırına yakın ve Türk toprağı sayılan Süleyman Şah türbesindeki askeri birliğin muvazaalı bir saldırıya bizzat Türk hükümeti nezaretinde maruz bırakılması ve bu yolla Suriye’ye yönelik bir Türk ordu harekatının planlandığı ses kayıtlarının ortaya çıkmasıyla anlaşılmıştı. Aynı bölgeye silah, cephane ve gıda yardımının IŞİD bayrakları gölgesinde yürütüldüğü ise fotoğraflarla belgelenmişti. IŞİD örgütünün Türk hükümeti ve MİT tarafından yönetildiği anlaşılmıştır. Konsolosluk baskını ve rehin alma görünümü altındaki IŞİD operasyonu, eğer muvazaalı bir harekat ise, Türk Hükümeti neden bunu yapmış olabilir? Yanıtlanması gereken soru budur!
 
UYUYAN HÜKÜMET Mİ MUHALEFET Mİ?
 
Irak-Şam İslam Devleti denilen paralı asker çetelerinin Musul’u ele geçirmesi, TC Musul Başkonsolosluğu’na saldırması, Konsolos ile birlikte çok sayıda görevliyi rehin alması haberleri duyulur duyulmaz, Türkiye içindeki muhalefetin kafa karışıklığı bir kez daha ortaya çıktı. IŞİD’in TC Musul konsolosluğuna saldırısına ve konsolosluk görevlilerinin rehin alındığına dair haberler, “hükümetin gafleti, tedbirsizliği, uykuda olması” gibi açıklamalarla anlatılamaz. Saldırı TC hükümetinin bilgisi dahilinde yapılmış olmalıdır. Amaç IŞİD’in Bağdat hükümetine ve Şiilere yönelik saldırısında Türk hükümetinin suç ortaklığının ve azmettiriciliğinin maskelenmesini amaçlayan bir örtülü operasyondur. Nitekim Türk hükümeti olayı önceden bildiğini ve askeri gelişmelerin kendi kontrolü altında yürüdüğünü belli eden “fazlasıyla soğukkanlı” açıklamalar yapıyor. Türkiye’de jandarma ve polis öldürdüğü için tutuklu IŞİD üyesi teröristlerin salıverilmesi olasılığı da Nisan 2014’de yapılan MİT yasası değişikliği ile adrese teslim hazırlanmış bir kurtarma operasyonunun bu çerçevede planlandığını gösteriyor. CHP milletvekili Hurşit Güneş son derece haklıdır: Ankara’da Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanı vs. üst düzey devlet yetkilileri tarafından yapılan “güvenlik zirvesi”, IŞİD karargah toplantısıdır. Türk hükümeti, Türk Ordusu’ndan subaylar ve assubaylar, IŞİD harekatının içindedir, başındadır. Türk Hükümeti ve Türk Ordusu, IŞİD operasyonlarının politik ve askeri sorumluluğunu üstlenmiş durumdadır.
 
 

15 Haziran 2014 Pazar

AÇIKLAMA

Haziran 2013 "Gezi" Ayaklanması süreci sonrasında blog yönetiminde ortaya çıkan "teknik" sorunlar nedeniyle bir yıldır yayınımıza ara vermek zorunda kaldık.

Tam bir yıl sonra yayınlarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Yeniden merhaba!

GERÇEK HABER AJANSI YAYIN KURULU